Summer With Monika (Ingmar Bergman, 1953)
La Haine (Mathieu Kassovitz, 1995)
3) Modern hayatın, suyuna kapılmadığınız takdirde daha sert dalgalarla hırpalayan tavrı karşısında kendinden taviz vermeyen gençlere odaklanan Trainspotting, İskoçya’dan hareketle gençliğin büyük resmini çiziyor. Ewan McGregor’un canlandırdığı uyuşturucu bağımlısı Renton’ın başını çektiği bir grup gencin kendi yolunu çizme denemeleri sonrasında, hüsranın daha da diplerine doğru yaptıkları yolculukları anlatılıyor. Danny Boyle yönetmenliğindeki filmde, psikolojik çöküntüyü yansıtan sersem bir ev ve dibi boyladıkça bütün dayatmalara karşı daha da yüksek sesle bilenen replikler birbirlerini tamamlarken, bunlara akıcı kamera ve başarılı oyunculuklar eşlik ediyor.
Trainspotting (Danny Boyle, 1996)
4) Orta Doğu’nun güzelliğiyle olduğu kadar, çektiği acılarla da anılan şehirlerinden Beyrut’un, iç savaşta olduğu 1970’lerin ortasında geçen filmde, yalnızca gençliğinin izinden giderek günlük hayatlarını alıkoymaya çalışan savaşa direnen üç gencin birlikteliği konu ediliyor. Yönetmen koltuğunda Ziad Doueiri’yi gördüğümüz West Beyrouth, ne savaşa ne de gençlik ütopyasına kendini kaptırdığı sade ve hayatın içinden anlatımıyla samimi bir izlenim bırakıyor. Mizahı hiç elden bırakmayan film savaş karşısında, gençliğin en zor durumlarda dahi imdadına yetişen saf enerjisinden yahut can havliyle sarıldığı haylazlığından ilham alıyor.
West Beyrouth (West Beirut, Ziad Doueiri, 1998)
5) 4 dalda Oscar adaylığı ve toplamda aldığı 57 ödülle Fernando Meirelles’in en öne çıkan filmi Cidade de Deus,Paulo Lins’in romanından hareketle, uyuşturucu, silah ve parayla sarmalanmış Tanrıkent’in tehlikeli sokaklarına odaklanıyor. Sokakların olanca şiddetinden ve her biri kendine özgün, ne zaman ne yapacağı belli olmaz karakterlerinden doğan gerginliğiyle izleyicisini bir an bile rahat bırakmayan film, kurgusal yolculuğunu Alexandre Rodrigues’in hayat verdiği Buscape adındaki bir karakterin küçüklüğünden yola çıkarak anlatmaya başladığı hikayesiyle yapıyor. Gençliğin alt-üst oluşu ile düze çıkışı arasındaki ince çizgiyi hayli vurucu bir anlatımla aktaran film, tükenmek bilmeyen uyuşturucu savaşlarının kendi arasında ve devlete karşı sürdürdüğü kanlı çatışmayı ortaya seriyor
Cidade de Deus (City of God, Fernando Meirelles, 2002)
6) Gençlik eylemleri deyince akla gelenlerden biri de şüphesiz ki; Fransa’dan başlayarak dünyanın dört bir yanına yayılan 1968 Öğrenci Hareketi’dir. Bernardo Bertolucci’nin yönetmenliğini yaptığı ve 1968 Fransa’sında geçenThe Dreamers, Michael Pitt, Louis Garrel ve Eva Green’in canlandırdığı üç gencin arasındaki hayli çalkantılı ilişki üzerinden hem söz konusu döneme hem de gençliğe dair bir tasvir sunuyor. Protestonun nefes almaya benzediği o dönemde bir yandan politik bir gerginlikle yoğrulan sokakta, diğer yandan ise bütün tazeliğiyle keşfedilmeyi bekleyen bedenin, cinselliğin, hayallerin peşinde cesurca koşturan gençliğin yolunu bulma mücadelesi tutkulu bir biçimde yansıtılıyor.
The Dreamers (Bernardo Bertolucci, 2003)
7) İzleyiciyi Falkland Savaşı sonrası 1980’lerin başındaki İngiltere’ye götüren This Is England, yönetmenliğini Shane Meadows’un yaptığı sarsıcı bir film. Thomas Turgoose’un henüz gençliğin kapısında olan, bir yandan çocukluğun verdiği şaşkınlık, diğer yandan gençliğin getirdiği bunalım ile silik bir karakteri canlandırdığı filmde Turgoose’a başrolde Stephen Graham eşlik ediyor. Film, savaşı kötülemekle beraber, onun ardında bıraktığı küllerden yeniden doğup son bir kez hakikatli bir intikam almak için ırkçılıkla bilenen gençlerin 12 yaşındaki Shaun’da bıraktığı etkiyi hayli soğukkanlı bir biçimde anlatıyor. Onaylanmanın ve erken yaşta bir çevre edinmenin getirdiği özgüvene kendini çabucak kaptıran Shaun, işlerin giderek ciddileşmesi ve şiddetin artışıyla neye uğradığını şaşırarak çocuksuluğuyla gençliğinin arasında sıkışıp kalıyor ve bu sıkışmışlık başarılı bir şekilde izleyiciye yansıtılıyor.
This Is England (Shane Meadows, 2006)
8) Dennis Gansel yönetmenliğindeki Die Welle, güç odaklı bir düşünüşün toplumsallaşarak faşizme nasıl yol açtığına dair gençlikten hareketle bir gözlem sunarken, gençlerin zaaflarının bu süreçte oynadığı rolü ve onaylanma isteğiyle ortaya çıkan gücün kolektifleşme sürecini çarpıcı bir anlatımla aktarıyor. Bir Alman lisesinde geçen film, Jürgen Vogel’in canlandırdığı, öğrencilerin hiç de oralı olmadıkları otokrasi dersinin hocalığını yapan Rainer Wegner’in derse dikkat çekmek üzere yaptığı deneyin kontrolden çıkmasını konu ediniyor. Bu deneyin kısa zamanda devasa bir hareket alanı bulan, güce ve disipline tapan, takıntılı bir bağlılık ve kardeşlik anlayışına sahip olan bir gençlik örgütlenmesine dönüşmesi üzerinden faşizme dair göndermelerde bulunuluyor.
Die Welle (The Wave, Dennis Gansel, 2008)
9) Sinema dünyasının genç olduğu halde son derece başarılı yönetmenlerinden Xavier Dolan’ın yazıp yönettiği, aynı zamanda başrolünde yer aldığı J’ai tué ma mère, bir anne ve oğlun uslanmaz ilişkisine ışık tutuyor. Kendine has tarz ve psikolojik açıdan hayli dengesiz bünyesinden doğan aykırılığına gençliğinin verdiği isyanı katan Hubbert ile onun bütün öteye savruluşlarının ardından yine geri döndüğü annesiyle arasındaki ilişkiyle, gençliğin aileyle çarpışması oto-biyografik bir anlatımla sunuluyor. Bu epey güçlü çarpışmaların nasıl sonlanacağına dair izleyicide ciddi bir psikolojik gerilim yaratan film, gençliğin diş bilemesi karşısında alttan almayan annenin sözünü asla esirgemeyen tarzıyla canlılığını son anına kadar muhafaza ediyor.
J’ai tué ma mère (I Killed My Mother, Xavier Dolan, 2009)
10) Bütün filmlerinde ülkesi İran’a dair farklı farklı pencerelerden kesitler sunan Bahman Ghobadi, Kasi az gorbehaye irani khabar nadareh filminde ise İran’da geleneksel müzikler dışında rock, R&B, rap gibi batılı tarzda müzik icra etmeye çalışan gençleri konu ediniyor. Tahran sokaklarını mekân edinen film, tam anlamıyla kadim bir kültür diyarı olan İran’ın günlük hayatına ışık tutarken, Negar ve Ashkan adında iki genç özelinde genel anlamda gençliğin fotoğrafını çıkarmaya çalışıyor. Kendilerine alternatif alanlar yaratmaya çalışan, bu uğurda kimi zaman canından olan, tamamen yeraltına çekilmiş nice genç insanı izlediğimiz filmde, görüntülerle bütünleşen müzikler ise yaşanan trajediyi daha da çarpıcı hale getiriyor.
Kasi az gorbehaye irani khabar nadareh (No One Knows About Persian Cats, Bahman Ghobadi, 2009)











Hiç yorum yok:
Yorum Gönder