film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Kasım 2014 Cumartesi

Soundtrack Deyince Hemen Akla Gelmeyen 17 Film Müziği

Müzik, sahip olduğu gizli güçleriyle hayatlarımızda etkileyici bir rol oynar. Hem günlük yaşamımızın hem hatıralarımızın bir parçası haline gelir. Sinemada da müzik kullanımı bir o kadar etkileyicidir. Bazı filmlerin konusunu hatırlamasak da müziğini biliriz. Mesela Chariots of Fire (1981) film müziğini veya Love Story (1970) filminde yer alan Where Do I Begin şarkısını filmden daha iyi hatırlamamız gibi.
Bazı filmlerin hem kendileri hem de müzikleri büyük başarı yakalar ve unutulmazlar listesine girer. Bu filmlerin müziklerini her soundtrack listesinin vazgeçilmezleri arasında görmek mümkündür, The Godfather (1972) filminden Main Title ‘The Godfather Waltz’ veya Pulp Fiction (1994) filminden Girl You’ll Be A Woman Soon bunlardan iki örnek.
Tabii müziğiyle beraber filmi de hafızalarımızda yer eden klasikleşmiş filmler var; My Heart Will Go On’lu Titanic (1997) olsun, Take My Breath Away’li Top Gun (1986) olsun, The Time Of My Life’lı Dirty Dancing (1987) olsun, Unchained Melody’li Ghost (1990) veya I Will Always Love You’lu Bodyguard (1992) gibi uzun bir liste böyle devam edip gider.
Kimi zaman da bir filme denk gelirsiniz, belki pek bilinmediktir, belki bir festivalde veya televizyonda denk gelmişsinizdir ya da bir ara vizyondan gelip geçmiştir ama müzikleri hep aklınızda kalır, filmin tamamı olmasa da bir sahnesi sizi çok etkiler. İşte bu güzel tesadüflerle hafızamızda yer eden soundtrack’lerden sizin için alternatif bir film müziği listesi.

1. Paris

Wax Tailor – Seize The Day
2008 Fransız yapımı Paris, Juliette Binoche, Mélanie Laurent, François Cluzet, Romain Duris ve Fabrice Luchini gibi güçlü bir kadroya sahip. Filmin müzikleri de bir o kadar güzel.Filmden bir deKraked Unit – L’air des cendres’ı dinlemeden geçmeyin.

2. Heaven

Arvo Part – Spiegel Im Spiegel
Tom Tykwer’ın yönettiği Heaven (2002), Philippa(Cate Blanchett) ve Philippo’nun(Giovanni Ribisi) hikâyesini anlatıyor. Filmde müziğin karakterle bütünleştiği bu sahne ise oldukça etkili.

3. Stoker


Emily Wells – Becomes The Color
Park Chan-Wook’un ilk İngilizce filmi olan Stoker’da (2013), ana karakter India Stoker’ın (Mia Wasikowska) daha filmin başında sesleri diğer insanlara göre daha iyi ve net duyabildiğini öğreniyoruz. Böylece sesler ve müzik, film boyunca şiddet ve tutkunun tamamlayıcısı haline geliyor.

4. Irreversible

Etienne Daho – Mon Manège à Moi
Monica Belluci’nin performansıyla öne çıkan Irreversible (2002), tecavüz sahnesiyle oldukça dikkat çekmişti. Filmin müziklerini Daft Punk’tan tanıdığımız Thomas Bangalter yaptı. Ancak filmdeEdith Piaf’ın bu şarkısının Etienne Daho tarafından seslendirildiği sahne, saflığıyla izleyici etkisi altına alıyor.

5. Riding In Cars With Boys

The Everly Brothers – Dream
Drew Barrymore’un başrolde oynadığı Riding In Cars With Boys (2001), tesadüfen karşımıza çıkan filmler bölümüne alabiliriz belki de. Şarkının geçtiği son sahne filmi çözümler nitelikte, bir o kadar da akılda kalıcı güzellikte.

6. Hedwig And The Angry Inch

John Cameron Mitchell – Midnight Radio
John Cameron Mitchell’in hem yazıp hem yönetip hem de başrolünde transseksüel bir punk-rock şarkıcıyı canlandırdığı bir müzikal Hedwig And The Angry Inch (2001). Aynı zamanda tüm şarkı sözleri de yönetmenin kendisine ait.

7. Ma Vie En L’air

Serge Gainsbourg – Ford Mustang
Yine çok bilindik diyemeyeceğimiz, Fransız sinemasından güzel bir romantik komedi Ma Vie En L’air (2005). Filmde Serge Gainsbourg’un şarkısıyla kurulan bağlantının filme katkısı büyük.

8. 21

MGMT – Time To Pretend
21 (2008), vizyona girdiği dönem popülerleşmiş filmlerden diyebiliriz. Film başlarken dinlediğimiz soundtrack, çantası belinde basit bir öğrenci olan ana karakter Ben’in (Jim Sturgess) başına gelecekleri özetler nitelikte adeta. Filmde aynı zamanda, yine bir dönem çok popülerleşen Peter, Bjorn and John grubunun Young Folks şarkısını da dinliyoruz.

9. Paris, Je T’aime ‘Faubourg-Saint Denis’

Tom Tykwer , Johnny Klimek, Reinhold Heil – True
Müzisyen yönüyle de öne çıkan yönetmen Tom Tykwer, Paris, Je T’aime (2006) kapsamında yönettiği kısa film Faubourg-Saint Denis’in aynı zamanda bestesini de kendi yapmış. True, filme kattığı ritim duygusuyla akıllarda yer etmeyi başarıyor

10. Drive

College & Electric Youth – A Real Hero
Nicolas Winding Refn’in kara film türündeki 2011 yapımı Drive’ı, klasik suç ve aksiyon filmlerinden sıyrıldığı gibi şarkı seçimleriyle de ön plana çıkıyor.

11. Vicky Cristina Barcelona

Emilio de Benito – Granada
Woody Allen’ın son dönemlerde her şehrinde bir film çektiği Avrupa’daki duraklarından biri Vicky Cristina Barcelona (2008). Film boyunca İspanya’nın dar sokaklarına, yemeklerine, içkilerine ve aşklarına eşlik eden çok güzel bir seçki dinliyoruz.

12. Juno

The Moldy Peaches – Anyone Else But You
Genç yaşta hamile kalan sevimli bir lise öğrencisinin hikâyesini izlediğimiz Juno (2007), müzikleriyle de öne çıkan bir film. Yönetmen Jason Reitman’ın Ellen Page’e, canlandırdığı Juno karakterinin ne tür müzik dinliyor olabileceğini sorduğunda aldığı ilk cevap The Moldy Peachesolmuş. Filmin final sahnesinde yer alan şarkıyı başrol oyuncuları Ellen Page ve Michael Sera’dan dinliyoruz.

13. Les Petits Mouchoirs

Janis Joplin – Kozmic Blues
Fransız oyuncu Guillaume Canet’nin yazıp yönettiği Les Petits Mouchoirs (2010), trafik kazası geçiren arkadaşları hastanedeyken beraber tatil yapan bir grup arkadaşın iç dünyasına ve ilişkilerini odaklanıyor. Janis Joplin’in Kozmik Blues’u ile izleyiciyi derinden etkileyen bu sahne dışında filmde The Isley Brother, David Bowie, Damien Rice, Eels ve Antony and the Johnsons gibi bir çok sanatçının müziklerine yer verilmiş. Ayrıca listede yönetmen Guillaume Canet’e ait To Be True şarkısı da mevcut.

14. Garden State

The Shins – New Slang
Baskıcı bir babayla büyüyen ve pasif bir izlenime sahip Andrew (Zach Braff), annesinin ölüm haberi üzerine uzun yıllar önce uzaklaştığı evine geri döner. Geri dönmesiyle birlikte sorunlarıyla da yüzleşecek, babasıyla ve kendiyle tekrar iletişim kurmaya çalışacaktır. Bu süreçte ona farklı bir kapı açacak olan Sam’ le (Natalie Portman) tanışma sahneleri The Shins ile hafızalarımızda yer eder.

15. Frances Ha

Frances Halladay (Greta Gerwig) ya da posta kutusuna sığdığı kadar ya da filme de adını verdiği gibi Frances Ha (2012), hayallerinin peşinden koşarken hayatın gerçeklerine takılıp durur. 1986’da Denis Lavant’ın Mauvais Sang filminde Modern Love ile tozunu attırdığı Paris sokaklarını, bu sahnede Frances devralıyor ve çocuksu naifliğiyle New York caddelerinde özgürce koşuyor.

16. Lost In Translation

More Than This – Bryan Ferry + The Pretenders – Brass In Pocket
Müzikleriyle film boyunca izleyici üzerinde etkisini sürdüren bir film Lost In Translation (2003). Bu karaoke sahnesinde -filmin en güzel sahnelerinden biri- önce Charlotte’tan(Scarlett Johansson) Brass in Pocket sonra Bob Harris’ten(Bill Murray) More Than This dinliyoruz. Bir de filmin sonunda dinlediğimiz The Jesus and Mary Chain’den Just Like Honey’i de es geçmemek gerek.

Bonus: Mommy

Céline Dion- On Ne Change Pas
Sinemasında müziğe oldukça yer veren Xavier Dolan, son filmi Mommy’de (2014) Lana Del Rey’den Oasis’e kadar aklımızda yer eden birçok şarkı kullanmış. Ancak Céline Dion’un şarkısının filmde ayrı bir yeri olduğunu ve şarkının geçtiği sahnenin çok daha etkileyici ve duygusal bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz.

8 Kasım 2014 Cumartesi

Dostluk Filmleri: Hep Yanımda Kal!

“Birbirlerine karşı sevgi ve anlayış gösteren kimselerden her biri.” diye tanımlıyor arkadaş sözcüğünü TDK. Gerçekten de tarifi oldukça basit ama derinliği ve sıcaklığı kolay kolay anlatılacak gibi değil. Geceyi geceye ekleyerek onunla dertleşebilmek, yanında o varken utanmadan ağlayabilmek ya da en zor anında yanıbaşında onun durduğunu görmek büyülü bir his. Ne TDK’nın, ne de başka bir sözlüğün tanımlayabileceği türden bir şey değil yani. Bununla birlikte sinema da bir başka çeşit dost, vefakâr bir yoldaş, insanın her hâlini anlayan ve anlatan bir sırdaş değil mi? Peki ya bu dostun yıllardır bize hikâye ettiği dostluklar? Arkadaşlığın türlü türlü hâllerini yansıtan, beni etkileyen, zihnimde yer eden filmlerden oturup mütevazı bir derleme yaptım ve ne yazık ki çoğu filmi liste dışı bırakmak zorunda kaldım. Dolayısıyla gözlerinizin arayacağı ve göremeyeceği filmler için özrümü kabul edin. Ama bu listede Tom Waits var, Coen Kardeşler var, ölümsüz Philip Seymour Hoffman var. Bu kişisel listeden memnun kalacağınızı umuyorum.

                                      1. 3 Arkadaş (1958, Yön: Memduh Ün)

2. 4 Luni, 3 saptamani si 2 zile (4 months, 3 weeks, 2 days – 2007, Yön: Christian Mingui)

3. 25th Hour (2002, Yön: Spike Lee)

4. 44 Inch Chest (2009, Yön: Malcolm Venville)

5. Au Revoir Les Enfants (1987, Yön: Louis Malle)

6. Cidade de Deus (City of God – 2002, Yön: Fernando Mierelles, Katia Lund)

7. Down by Law (1986, Yön: Jim Jarmusch)

8. Hababam Sınıfı (1974-75-76-77-78-81, Yön: Ertem Eğilmez, Kartal Tibet)

9. Heavenly Creatures (1994, Yön: Peter Jackson)

10. Jules et Jim (1962, Yön: Francois Truffaut)

11. Midnight Cowboy (1969, Yön: John Schlesinger)

12. Resolution (2012, Yön: Justin Benson, Aaron Moorhead)

13. Sen to Chihiro no kamikakushi (Spirited Away – 2001, Yön: Hayao Miyazaki)

14. The Big Lebowski (1998, Yön: Coen Kardeşler)

15. The Master (2012, Yön: Paul Thomas Anderson)















2 Kasım 2014 Pazar

Nuri Bilge Ceylan’a Göre En İyi 10 Film

Yönettiği “Kış Uykusu” ile Altın Palmiye’yi kucaklayan Nuri Bilge Ceylan’ın 2012 yılında sinema dergisi Sight & Sound’a verdiği “en sevdiği” filmiler listesi!
1995 yılında”Koza” ile başlayan sinemasında gelin bakalım yönetmene hangi filmler ilham kaynağı olmuş.
10- L’eclisse (1962, Yön: Michelangelo Antonioni)


9- L’avventura (1960, Yön: Michelangelo Antonioni)

8- Scenes from a Marriage / Scenes from a Marriage (1973, Yön: Ingmar Bergman)

7- Shame / Skammen (1968, Yön: Ingmar Bergman)

6- Au Hasard Balthazar (1966, Yön: Robert Bresson)

5- A Man Escaped / Un condamné à mort s’est échappé ou Le vent souffle où il veut (1956, Yön: Robert Bresson)

4- Late Spring / Banshun (1949, Yön: Yasujirô Ozu)

3- Tokyo Story / Tôkyô monogatari (1953, Yön: Yasujirô Ozu)

2- Andrei Rublev / Andrey Rublyov (1966, Yön: Andrei Tarkovsky)

1- Mirror / Zerkalo (1975, Yön: Andrei Tarkovsky)









Gençlik Filmleri

Bütün duyguları sonuna kadar yaşadığımız, özdeşlik kurmaya en meraklı olduğumuz zamanlar, gençlik zamanları. Hâl böyle olunca, insana dair ne varsa tanıklığını eden sinemanın da hayli yakından ilgilendiği bir dönem. Bir kere elden kaçtığı hissi sardı mı bünyeyi, yanıp tutuştuğumuz bu dönemin koltuğumuzu dürten enerjisinden, saç bırakmayan inatçılığından, gururlandıran aykırılığından, ağlatan romantikliğinden ve yola gelmez bağımlılığından yola çıkan birçok film bulunuyor. Bu hayli hareketli, merak uyandıran ve neredeyse hepsinde kışkırtan film deryasından derlediğimiz, hem çocukluğun hem de henüz hiç tadılmamış olan yaşlılığın tatlarını barındıran 10 gençlik filmi…

1) Dünyaca ünlü İsveçli yönetmen Ingmar Bergman’ın sinema yolculuğundaki en önemli duraklardan biri olanSummer With Monika, gençliğin başına buyruk, özgürlük haykıran tavrının, aşkın tozpembe siluetinin arkasına gizlenmiş olan yetişkinliğin gerçekleriyle savaşını konu ediniyor. Başrollerini Harriet Andersson ile Lars Ekborg’un paylaştığı filmde, Monika ve Hary arasında kısa sürede alevlenen aşkın zamanla sorumluluklarca kuşatılması, güzel sözlerin, tatlı sevmelerin yerini ok gibi saplanan ve hayli acıtan gerçeklerin almasıyla gençliğin erken tükenişi resmediliyor. Sönen tutkular, kendini öfkeye teslim eden heyecanlar, şimdi hayli uzakta kalan o gençlik heyecanı, hayatın içinden, naif ama epey derinden etkileyen bir tarzda anlatılıyor.
Summer With Monika (Ingmar Bergman, 1953)

2) Cannes başta olmak üzere katıldığı birçok festivalden En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Gençlik Filmi gibi ödüllerle dönen La Haine, yönetmenliğini Mathieu Kassovitz’in yaptığı, ara renkleri olmayan çarpıcı bir film. Başrollerinde Vincent Cassel, Hubert Kondé ve Saïd Taghmaoui’nin yer aldığı filmde, Paris’in kenar mahallerinde yaşayan üç gencin birlikte geçirdiği 24 saat aktarılıyor. Geleceksizliğin, işsizliğin, toplumsal dışlanmanın ve suçun beşiğindeki bu varoşun içinde sokağın hayli politik günlerini fonu yapan film, yeni günün bu gençlere ne getireceği noktasındaki kaygısını her anında canlı tutarak sisteme dokunaklı bir taşlama yapıyor.
La Haine (Mathieu Kassovitz, 1995)


3) Modern hayatın, suyuna kapılmadığınız takdirde daha sert dalgalarla hırpalayan tavrı karşısında kendinden taviz vermeyen gençlere odaklanan Trainspotting, İskoçya’dan hareketle gençliğin büyük resmini çiziyor. Ewan McGregor’un canlandırdığı uyuşturucu bağımlısı Renton’ın başını çektiği bir grup gencin kendi yolunu çizme denemeleri sonrasında, hüsranın daha da diplerine doğru yaptıkları yolculukları anlatılıyor. Danny Boyle yönetmenliğindeki filmde, psikolojik çöküntüyü yansıtan sersem bir ev ve dibi boyladıkça bütün dayatmalara karşı daha da yüksek sesle bilenen replikler birbirlerini tamamlarken, bunlara akıcı kamera ve başarılı oyunculuklar eşlik ediyor.
Trainspotting (Danny Boyle, 1996)

4) Orta Doğu’nun güzelliğiyle olduğu kadar, çektiği acılarla da anılan şehirlerinden Beyrut’un, iç savaşta olduğu 1970’lerin ortasında geçen filmde, yalnızca gençliğinin izinden giderek günlük hayatlarını alıkoymaya çalışan savaşa direnen üç gencin birlikteliği konu ediliyor. Yönetmen koltuğunda Ziad Doueiri’yi gördüğümüz West Beyrouth, ne savaşa ne de gençlik ütopyasına kendini kaptırdığı sade ve hayatın içinden anlatımıyla samimi bir izlenim bırakıyor. Mizahı hiç elden bırakmayan film savaş karşısında, gençliğin en zor durumlarda dahi imdadına yetişen saf enerjisinden yahut can havliyle sarıldığı haylazlığından ilham alıyor.
West Beyrouth (West Beirut, Ziad Doueiri, 1998)

5) 4 dalda Oscar adaylığı ve toplamda aldığı 57 ödülle Fernando Meirelles’in en öne çıkan filmi Cidade de Deus,Paulo Lins’in romanından hareketle,  uyuşturucu, silah ve parayla sarmalanmış Tanrıkent’in tehlikeli sokaklarına odaklanıyor. Sokakların olanca şiddetinden ve her biri kendine özgün, ne zaman ne yapacağı belli olmaz karakterlerinden doğan gerginliğiyle izleyicisini bir an bile rahat bırakmayan film, kurgusal yolculuğunu Alexandre Rodrigues’in hayat verdiği Buscape adındaki bir karakterin küçüklüğünden yola çıkarak anlatmaya başladığı hikayesiyle yapıyor. Gençliğin alt-üst oluşu ile düze çıkışı arasındaki ince çizgiyi hayli vurucu bir anlatımla aktaran film, tükenmek bilmeyen uyuşturucu savaşlarının kendi arasında ve devlete karşı sürdürdüğü kanlı çatışmayı ortaya seriyor
Cidade de Deus (City of God, Fernando Meirelles, 2002)

6) Gençlik eylemleri deyince akla gelenlerden biri de şüphesiz ki; Fransa’dan başlayarak dünyanın dört bir yanına yayılan 1968 Öğrenci Hareketi’dir. Bernardo Bertolucci’nin yönetmenliğini yaptığı ve 1968 Fransa’sında geçenThe Dreamers, Michael Pitt, Louis Garrel ve Eva Green’in canlandırdığı üç gencin arasındaki hayli çalkantılı ilişki üzerinden hem söz konusu döneme hem de gençliğe dair bir tasvir sunuyor. Protestonun nefes almaya benzediği o dönemde bir yandan politik bir gerginlikle yoğrulan sokakta, diğer yandan ise bütün tazeliğiyle keşfedilmeyi bekleyen bedenin, cinselliğin, hayallerin peşinde cesurca koşturan gençliğin yolunu bulma mücadelesi tutkulu bir biçimde yansıtılıyor.
The Dreamers (Bernardo Bertolucci, 2003)

7) İzleyiciyi Falkland Savaşı sonrası 1980’lerin başındaki İngiltere’ye götüren This Is England, yönetmenliğini Shane Meadows’un yaptığı sarsıcı bir film. Thomas Turgoose’un henüz gençliğin kapısında olan, bir yandan çocukluğun verdiği şaşkınlık, diğer yandan gençliğin getirdiği bunalım ile silik bir karakteri canlandırdığı filmde Turgoose’a başrolde Stephen Graham eşlik ediyor. Film, savaşı kötülemekle beraber, onun ardında bıraktığı küllerden yeniden doğup son bir kez hakikatli bir intikam almak için ırkçılıkla bilenen gençlerin 12 yaşındaki Shaun’da bıraktığı etkiyi hayli soğukkanlı bir biçimde anlatıyor. Onaylanmanın ve erken yaşta bir çevre edinmenin getirdiği özgüvene kendini çabucak kaptıran Shaun, işlerin giderek ciddileşmesi ve şiddetin artışıyla neye uğradığını şaşırarak çocuksuluğuyla gençliğinin arasında sıkışıp kalıyor ve bu sıkışmışlık başarılı bir şekilde izleyiciye yansıtılıyor.
This Is England (Shane Meadows, 2006)

8) Dennis Gansel yönetmenliğindeki Die Welle, güç odaklı bir düşünüşün toplumsallaşarak faşizme nasıl yol açtığına dair gençlikten hareketle bir gözlem sunarken, gençlerin zaaflarının bu süreçte oynadığı rolü ve onaylanma isteğiyle ortaya çıkan gücün kolektifleşme sürecini çarpıcı bir anlatımla aktarıyor. Bir Alman lisesinde geçen film, Jürgen Vogel’in canlandırdığı, öğrencilerin hiç de oralı olmadıkları otokrasi dersinin hocalığını yapan Rainer Wegner’in derse dikkat çekmek üzere yaptığı deneyin kontrolden çıkmasını konu ediniyor. Bu deneyin kısa zamanda devasa bir hareket alanı bulan, güce ve disipline tapan, takıntılı bir bağlılık ve kardeşlik anlayışına sahip olan bir gençlik örgütlenmesine dönüşmesi üzerinden faşizme dair göndermelerde bulunuluyor.
Die Welle (The Wave, Dennis Gansel, 2008)

9) Sinema dünyasının genç olduğu halde son derece başarılı yönetmenlerinden Xavier Dolan’ın yazıp yönettiği, aynı zamanda başrolünde yer aldığı J’ai tué ma mère, bir anne ve oğlun uslanmaz ilişkisine ışık tutuyor. Kendine has tarz ve psikolojik açıdan hayli dengesiz bünyesinden doğan aykırılığına gençliğinin verdiği isyanı katan Hubbert ile onun bütün öteye savruluşlarının ardından yine geri döndüğü annesiyle arasındaki ilişkiyle, gençliğin aileyle çarpışması oto-biyografik bir anlatımla sunuluyor. Bu epey güçlü çarpışmaların nasıl sonlanacağına dair izleyicide ciddi bir psikolojik gerilim yaratan film, gençliğin diş bilemesi karşısında alttan almayan annenin sözünü asla esirgemeyen tarzıyla canlılığını son anına kadar muhafaza ediyor.
J’ai tué ma mère (I Killed My Mother, Xavier Dolan, 2009)

10) Bütün filmlerinde ülkesi İran’a dair farklı farklı pencerelerden kesitler sunan Bahman Ghobadi, Kasi az gorbehaye irani khabar nadareh filminde ise İran’da geleneksel müzikler dışında rock, R&B, rap gibi batılı tarzda müzik icra etmeye çalışan gençleri konu ediniyor. Tahran sokaklarını mekân edinen film, tam anlamıyla kadim bir kültür diyarı olan İran’ın günlük hayatına ışık tutarken, Negar ve Ashkan adında iki genç özelinde genel anlamda gençliğin fotoğrafını çıkarmaya çalışıyor. Kendilerine alternatif alanlar yaratmaya çalışan, bu uğurda kimi zaman canından olan, tamamen yeraltına çekilmiş nice genç insanı izlediğimiz filmde, görüntülerle bütünleşen müzikler ise yaşanan trajediyi daha da çarpıcı hale getiriyor.
Kasi az gorbehaye irani khabar nadareh (No One Knows About Persian Cats, Bahman Ghobadi, 2009)